|
Prostat Nedir?
Prostat erkekte yardımcı üreme organı olarak görev yapan bir salgı bezidir. Yaklaşık bir kestane büyüklüğündedir. Kalın barsağın son kısmının önünde ve mesanenin(İdrar kesesi) hemen altında yer alır. Prostat, üretra denilen ve idrarı mesaneden penis ucuna kadar taşıyan kanalın başlangıcındaki yaklaşık 3 cm.lik bölümü çepeçevre sarar. Prostat bezi, orgazm sırasında sperm ile karışan, spermin taşınmasını kolaylaştıran bir sıvı salgılar.
Prostat hastalıklarını üç grupta toplamak mümkündür:
1. Prostatitler (Prostat Enfeksiyonları)
2. Benign Prostat Hiperplazisi (Prostatın İyi Huylu Büyümesi-BPH)
3. Prostat Kanseri
1. Prostatitler:
Prostat bezinin enfeksiyonuna prostatit adı verilir. Genellikle genç yaşlarda görülür. İdrar yaparken yanma, idrarda çatallanma, karın alt kesimde, peniste, testislerde ve makat bölgesinde rahatsızlık hissi, yanma tarzında ağrı gibi yakınmalarla hastalar başvurabilir. Hekim hastanın yakınmalarını dinlemekle ve fizik muayene (özellikle parmakla rektal yolla prostat muayenesi) ile tanı koyabilmektedir. Gerekli görüldüğünde ileri tetkikler (idrar tahlili, idrar kültürü, ultrasonografi gibi) yapılarak ayırıcı tanı yapılabilir. Tedavide özellikle prostatitten bakteriyel ajanların sorumlu olduğu düşünüldüğünden uzun dönem antibiyotik uygulaması önerilmektedir. Bu hastalıkla ilgili olarak vurgulanması gereken önemli bir nokta da hastalığın başka bir hastalıkla (kısırlık, erektil bozukluk, benign prostat kanseri, benign prostat hiperplazisi gibi) ilişkili olmadığı, ancak tekrarlama olasılığının yüksek olduğudur.
Prostat iltihabı 4 şekilde görülebilir.
1. Akut bakteriyel enfeksiyon
2. Kronik bakteriyel enfeksiyon
3. Kronik Pelvik Ağrı Sendromu : İki alt grubu mevcuttur.
a. Prostattan elde edilen sıvıda yapılan incelemede mikrop olmaksızın yalnızca iltihap hücrelerinin olduğu tip
b. Prostattan elde edilen sıvıdan yapılan incelemede mikrop ve iltihap hücresi olmadan yalnızca pelvik bölgede kronik ağrı ile karakterize tip
4. Herhangi bir şikayet olmaksızın prostat sıvısında, menide ya da prostat biyopsisinde yapılan incelemede iltihap hücreleri(lökositler), ya da mikrop saptanması
Akut ve kronik enfeksiyonlara bakteriler neden olurlar, bu nedenle de antibiyotiklerle tedavi edilmeleri gerekir. Bu bakteriler prostata enfekte idrar ile veya kalın barsaktan gelebilir. Prostat iltihabı bulaşıcı bir hastalık değildir. Yani partnerinize geçmez.
Bakteriyel kökenli olmayan prostat iltihabında ise etken adından da anlaşılacağı üzere bakteriler değildir. Ancak vücudun iltihaplı hastalıklarda salgıladığı savunma hücrelerine idrarda, menide ve prostat salgılarında rastlanmaktadır. Hastalığın sebebi tam olarak bilinmemektedir. Antibiyotikler uzun süreli olarak verilebilir ama etkinlikleri sınırlıdır.
4. grupta anlatılan tipte prostatitin ise klinik önemi şu an için tartışmalıdır. Burada saptanan bulgular, hastada başka bir patolojiye (PSA yükselmesi, kısırlık) neden oluyor ise ya da hastanın başka bir nedenle endoskopik müdahaleye ihtiyacı varsa tedavi uygulanmaktadır.
Prostat enfeksiyonu olasılığını arttıran risk faktörleri nelerdir?
1. Kişiye tıbbi nedenle sonda takılması
2. İdrar yolunun anormal bir yapıya sahip olması
3. Yakın zamanda idrar yolu iltihabı geçirmek
4. Anal yolla cinsel temas
Prostatitte kişilerin ne gibi yakınmaları olur?
Şikayetler prostatitin tipine göre değişiklik gösterse de genelde görülen şikayetler şunlardır: Ateş-titreme(Akut Prostatitte), sık idrara gitme, idrar yaparken yanma ve zorluk, geceleri sık idrara gitme, akıntı, kasıklarda ve anal bölgeye doğru yayılan ağrı, orgazm sonrası ağrı. Ayrıca prostatite bağlı yoğun yakınmaları olan hastalarda belli dönemlerde, örneğin peniste sertleşme bozuklukları görülebildiği ve prostatit tedavisi sonrası bu yakınmaların düzeldiği bilinmektedir.
Prostatit teşhisi nasıl konulur?
Hastalığın tanısında ilk basamak detaylı bir öykünün alınmasıdır. Yakınmaların değerlendirilmesi ile çoğu kez tanıyı koymak mümkün olabilmektedir. Prostatın rektal (makat) yoldan parmakla muayene edilmesi ile çok değerli bilgiler elde etmek mümkündür. Bu muayene geçici bir süre rahatsızlık hissi verebilmekle birlikte, son derece basit ve zararsız bir yöntemdir.
Genellikle bu aşamada prostatit tanısını koymak mümkün olabilmektedir. Bazı özel durumlarda rektal yolla prostat masajı yapmak ve idrar yolundan gelen sıvının tetkiki gerekebilir. Ayrıca bu masaj öncesi ve sonrasında ayrı ayrı idrar örnekleri alınarak da tetkik yapılması söz konusu olabilir.
Prostat muayenesi ağrılı mıdır?
Hayır, oldukça basit ve ağrısız bir işlemdir.
Prostatit prostat kanserine yol açar mı?
Hayır, ancak 40 yaştan sonra prostatit ve kanser aynı anda bulunabilir. En önemli nokta 40 yaşın üzerindeki her erkeğin şikayeti olsun ya da olmasın mutlaka prostat kanseri açısından muayene edilmesi gerekliliğidir.
Prostatit cinsel temas ile eşime geçer mi?
Hayır. Prostatit cinsel temas ile bulaşan bir hastalık değildir. Ancak hastalığın akut tipinde idrar yolu (Üretra) enfeksiyonu da (Üretrit) prostatite eşlik ediyorsa, bu durumda eşinize bulaşma söz konusu olabilir. Bu durumda doktorunuz sizi uyaracaktır.
Prostatit nasıl tedavi edilir?
1. Antibiyotik tedavisi
İltihaba bağlı prostatitlerde uzun süreli antibiyotik tedavisi uygulanır. Hasta kısa süreli antibiyotik tedavisinden ilk zamanlarda fayda görür ancak yakınmaları antibiyotiğin kesilmesi ile yeniden başlar. Bu nedenle akut ya da kronik mikrobik prostatitte antibiyotik tedavisinin 4-6 hafta devam ettirilmesi önem taşır.
2. Isı tedavisi
Özellikle kronik prostatitli hastalarda hastaların genital bölgeye uygulanan sıcaktan fayda gördükleri bilinmektedir. Genital sıcak uygulaması amacı ile sıcak oturma banyosu ya da sıcak termofor uygulamaları, muhtemelen pelvik bölge kaslarında da gevşeme yaratarak etkili olmaktadır.
3. Stresin giderilmesi
Mekanizması tam olarak bilinmemekle birlikte, özellikle kronik prostatitin kişinin hayatında yaşadığı stresli olaylar karşısında alevlendiği gözlemlenmektedir. Bu nedenle hastanın psikolojik desteğe de ihtiyacı olmaktadır. Özellikle Kronik Pelvik Ağrı Sendromunda tedavi bazen mümkün olmamakta, bu durumda yaşam kalitesinin arttırılmaya çalışılması ve şikayetlere yönelik tedaviler uygulanmaktadır. Bu hastalarda hastaya özellikle yakınmaların artmasına neden olabilecek faktörlerden korunma ile ilgili bilgi verilmektedir.
Prostatit tedavisinden bir süre sonra aynı yakınmalar görülebilir mi?
Evet görülebilir. Özellikle kronik non-bakteriyel prostatitte tüm tedavi yöntemleri ve koruyucu tedbirlere rağmen hastalık iklimsel değişimlerde, bazen de kişinin stresli dönemlerinde ortaya çıkabilir.
Prostat iltihabı olan hastalar nelere dikkat etmelidirler?
1. Cinsel hayatınızın düzenli olmasına dikkat ediniz.
2. İlişki esnasında boşalma ihtiyacı olduğunda kendinizi tutmayınız.
3. Vücudunuzu, özellikle ayaklarınızı soğuktan koruyunuz.
* Özellikle soğuk havalarda her akşam 30 dk. süre ile sıcak oturma banyosu yapınız
* Denizden, havuzdan çıktığınızda mayonuzu kuru bir mayo ile değiştiriniz
* Soğuk beton vb. zeminlere oturmayınız
4. Alkollü içkilerden uzak durunuz.
5. abız kalmayınız.
6. Baharatlı yiyeceklerden uzak durunuz.
7. Uzun süre oturmayı gerektiren seyahatlerden kaçınınız.
2.Benign Prostat Hiperplazisi (BPH):
Prostat bezinde oluşan iyi huylu büyümeyi tariflemektedir. Her erkekte yaşlanmakla, muhtemelen hormonal değişiklikler sonucu prostat bezinde bu iyi huylu büyüme olmaktadır. Öyleki bu büyümenin otopsi çalışmalarında 50'li yaşlarda %50 iken, 90'lı yaşlarda neredeyse %100'e varmakta olduğu gösterilmiştir. Çeşitli epidemiyolojik çalışmalarda da 60 yaş üstü erkeklerde %65 oranında üriner yakınmalar görülmektedir. 80 yaşına kadar her üç erkekten birisinde, BPH için cerrahi tedavinin uygulandığı bildirilmektedir. Gerçekten de prostat ameliyatı tüm dünyada katarakt operasyonundan sonra yapılan en sık ikinci ameliyattır.
BPH'da hastaların ne gibi şikayetleri olur?
Hastalar hekime genellikle gece idrara kalkma, ince ve kesik kesik idrar yapma, ıkınarak idrar yapma, idrarda çatallanma, idrara başlamada zorlanma, idrarda kanama, idrar yaptıktan sonra mesanede idrar kalması hissi, idrar kaçırma (tuvalete yetişememe veya sürekli damlama tarzında) ya da hiç idrar yapamama gibi yakınmalarla gelebilmektedir.
Bu tip yakınmaları olan kişilerde BPH teşhisi nasıl konur?
Bu durumda hekim öncelikle şikayetlerinizin şiddetini anlamaya çalışacak, bu şikayetlerin başta prostat büyümesinin yol açtığı bir tıkanıklığa bağlı olup olmadığını saptayacaktır. En önemli hususlardan birisi de ileride önemi ve nasıl yapılacağı ayrıntılı olarak anlatılmış olan, aynı yaş grubunda görülen ve tamamen farklı bir hastalık olan prostat kanserinin tarama testleri yapılacaktır.
Şikayetlerinizin şiddetini derecelendirmek için hekim uluslararası kabul gören bir anket doldurulur. Fizik muayene ve makattan yapılan prostat muayenesi sonrası gerekli gördüğü durumlarda ileri tetkikler yapılarak kesin tanı konulur.
BPH tanısında kullanılan tetkikler nelerdir?
Bu tetkikler idrar tahlili, idrar kültürü, idrar akım hızının ölçülmesi ve işeme sonrası mesanede kalan idrar miktarının ölçülmesi, böbrek fonksiyonlarının (serum kreatinin ve üre düzeylerinin) tespiti, ultrasonografi (böbrek-mesane ve prostat) olabilir. Bunlar arasında idrar akım hızı ölçümü çok önemli bilgiler verebilmektedir. Gerekli olması durumunda kesin tanıyı koyabilmek için genel olarak ürodinami dediğimiz ve prostata bağlı tıkanıklığı göstermede en doğru yöntem olarak kabul edilen basınç-akım çalışmasını içeren daha ileri bir tetkik yapılabilir.
BPH nasıl tedavi edilir?
Şikayetlerin prostata bağlı tıkanklık sonucu oluştuğunun saptanması durumunda hekim size çeşitli tedavi alternatifleri sunacaktır. Bu tedavileri genel olarak medikal (ilaç) ve cerrahi tedaviler olmak üzere gruplandırmak mümkündür.
Medikal tedaviler olarak da iki ana grupta ilaçlar bulunmaktadır:
5-alfa redüktaz inhibitörleri (finasterid): Bu ilaçlar prostat bezinde bulunan 5-alfa redüktaz enzimi üzerine etki etmektedir ve prostatta ortalama %30 oranında küçülme sağlayabilmektedir. Ancak klinik çalışmalarda etkinliğinin hem geç olarak ortaya çıktığı, hem de başarısının (hastanın şikayetlerinda azalma ve idrar akım hızında artma) istenilen düzeyde olmadığı gösterilmiştir. Büyük prostatlarda kullanımının daha avantajlı olduğu bilinmektedir. Öte yandan düşük oranda da olsa impotans(iktidarsızlık) gibi yan etkileri söz konusu olmaktadır. Ayrıca ileride açıklanacak olan PSA değerinde de %50 oranında düşme yaptığından finasterid kullanan hastalarda prostat kanseri erken tanısı sırasında dikkatli olunmalıdır.
Alfa blokörler: Bu ilaçlar yüksek tansiyon tedavisinde kullanılmaktadır. Prostatın yol açtığı tıkanıklıkta prostat bezi yapısında yoğun olarak bulunan düz kas hücrelerinin de rol oynadığı bilinmektedir. Bu ilaçların etkisi bu düz kas hücreleri üzerine olmaktadır. Etkilerinin kısa sürede ortaya çıkması, küçük prostatlarda daha başarılı olması önemli noktalardır. Ancak klinik başarıları yüksek değildir. Baş dönmesi gibi yan etkiler ile karşılaşılabilir.
BPH da Cerrahi Tedavi
Cerrahi tedaviler bilinen en etkin tedavi yöntemleri olarak yerlerini korumaktadırlar. Henüz hiç bir medikal tedavi ile cerrahiye eş değer sonuçlar elde edilebilmiş değildir.
1)TUR-Prostatektomi
Özellikle hem yüksek klinik başarısı, hem de yaygın olarak yapılabilmesi, kapalı bir yöntem olması ve tecrübeli ellede çok düşük komplikasyon oranlarına sahip olması nedenleriyle idrar borusu içerisinden özel aletlerle prostatta tıkanıklığa yol açan kesimlerin çok küçük parçalar halinde çıkartılması olarak tarif edebileceğimiz transüretral prostat rezeksiyonu (TUR-P) (Kapalı prostat ameliyatı) -altın standart- tedavi yöntemi olarak kabul edilmektedir (Şekil 4). Bugün tecrübeli ellerde TUR-P ile hastaların çoğunluğu ameliyat edilebilmekte ve açık prostat ameliyatı çok büyük prostatlarda olmak kaydıyla nadir olarak gerekli olmaktadır.
2) Lazerle prostat ameliyatı
Günümüzde Greenlight ve Holmium Lazer ile prostat operasyonları gerçekleştirilmektedir.
Greenlight Laser Yöntemi
Laser ışınlarının endoskopik yoldan prostata iletilmesiyle, büyümüş olan prostat dokusunun buharlaşmasını sağlayan bir tedavi yöntemidir. Bu lazer dalgasını bu kadar özel yapan ise kanda absorbe olmasıdır. Hücre düzeyinde hızlı emiliminden dolayı, büyümüş olan prostat dokusunu buharlaştırır ve prostatın etrafını saran ince alanı (1-2 mm derinliğinde) kanamayı engelleyerek onarır. Bu hastalarda da mesane sondası 24 saat süreyle kalmaktadır. Ancak bu yöntemde prostat kanseri araştırmasında önemli olan patolojik inceleme için doku elde edilmez. Ayrıca operasyon süresi kapalı prostat ameliyatına göre çok uzundur.
Holmium Lazer Yöntemi
Büyümüş olan prostat dokusu, aynen TUR-Prostatektomi'de olduğu gibi dış idrar kanalından özel aletlerle ulaşılarak ve Holmium Lazer adı verilen bir lazer enerjisi ile küçük parçalara ayrılarak vücut dışına alınır.
Holmium Lazer operasyonunun avantajları:
- Kanama riski olmaması
- Erkeklik gücü kaybı ve idrar kaçırma gibi istenmeyen yan etkilerden uzak olması,
- Ameliyat sonrası hastanede yatış ve sondalı kalış süresinin çok kısa (1 gece) olması,
- Ameliyat sonrası aktif hayata dönüş süresinin çok kısa (2-3 gün) olmasıdır.
- Patolojik inceleme için doku elde edilmesidir
Ancak henüz hiçbir yöntem (lazer ameliyatları dahil) TUR-prostatektomi üzerinde başarı sağlayamamıştır. Sonuç olarak cerrahi tedavi bilinen en başarılı tedavi yöntemi olarak yerini korumaktadır. Amaç hastalığın komplikasyonları gelişmeden tedaviye başlanmasıdır. BPH tedavi edilmediği zaman tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonları, idrar yapamama, idrarda kanama ve en önemlisi de böbrek yetmezliği gibi ciddi komplikasyonlara yol açabilmektedir. Bu durumlarda medikal (ilaç) tedavi başarı sağlamamakta, cerrahi tedavi tek seçenek olarak kalmaktadır.
Önemli olan nokta bu ameliyatlarda sadece büyüyen dokuların alındığı, örneğin hastanın prostat kanseri riskinin değişmediği ve bu açıdan yıllık takibinin devam etmesi gerektiğinin önerildiği unutulmamalıdır.
Sonuç olarak cerrahi tedavi hali hazırda en önemli tedavi yöntemi olarak yerini korumaktadır. Amaç hastalığın komplikasyonları gelişmeden tedavi seçeneğinin sunulmasıdır. BPH tedavi edilmediği zaman tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonları, hiç idrar yapamama, idrarda kanama ve en önemlisi de böbrek yetmezliği gibi ciddi komplikasyonlara yol açabilmektedir. Bu durumlarda medikal tedavinin yeri olmadığı kabul edilmekte, cerrahi tedavi tek seçenek olarak kalmaktadır. Ancak bu aşamadan sonra geri dönüş tam olmayabilir. Öte yandan mevcut şikayetlerin çok uzun zaman süreci içerisinde yavaş yavaş geliştiği ve hastalar tarafından yaşlılığın doğal bir seyri olarak kanıksanabileceği unutulmamalıdır. Dolayısıyla komplikasyonlar gelişmeden tedavi sağlayabilmek amacıyla söz edilen yakınmaları olanların veya belirli bir yaş üzerinde (50 yaş) olan her erkeğin zaten prostat kanseri taraması da önerildiğinden bir üroloji uzmanına başvurması uygun olarak düşünülebilir.
3.Prostat kanseri
BPH ile tek benzerliğinin aynı yaş grubunda olduğu kabul edildiği tamamen farklı bir hastalıktır. Prostatta malign (kötü karakterde) büyümeyi tanımlamaktadır. Kanser hücrelerinin en önemli özelliği vücutta başka organlara yayılıp orada da çoğalabilme yeteneklerine sahip olmalarıdır. Dolayısıyla bir çok kanserde asıl amaç hastalık organa sınırlı iken tanı koymak ve böylece kesin tedavi imkanı sağlamaktır. Prostat kanseri için de aynı durum söz konusudur. Öncelikle artık prostat kanseri erkeklerde en sık görülen kanser haline gelmiştir. Kanser ölümlerinde de ikinci sırada yer almaktadır. Nitekim A.B.D.de yılda 360.000 den fazla prostat kanseri tanısı konmakta ve 44.000 den fazla ölüm meydana gelmektedir. Günümüzde kesin tedavi imkanı sadece hastalık organa sınırlı iken sağlanabilmektedir.
Hastalığa ait özel bir şikayet yoktur. Genelde aynı yaş grubunda olması sebebiyle BPH da görülen yakınmalar söz konusu olabilir. Bunun yanı sıra ileri evre hastalarda kemik ağrısı gibi yakınmalar ilk başvuru sebebi olabilir. Ancak amaç hastalığın hiç bir belirti ortada yokken erken tanısı olduğundan prostat kanseri için tarama yapılması gündemdedir. AUA (Amerikan Üroloji Birliği) 50 yaş üzeri her erkekte yılda bir, ailesinde prostat kanseri olan kişilerde ise 40 yaştan itibaren prostat kanseri taraması yapılmasını önermektedir.
Prostat kanseri tanısı nasıl konulur?
Prostat kanseri taramasında bugün için 3 metod kullanılmaktadır:
1.Parmakla rektal yoldan prostat muayenesi
2.Rektal yolla prostat ultrasonografisi (TRUS)
3.Prostat spesifik antijen (PSA)
Parmakla rektal yoldan prostat muayenesi ile hekim sadece prostatın büyüklüğü konusunda fikir sahibi olmamakta, aynı zamanda özellikle sert bir alan hissedilmesi prostat kanseri şüphesini uyandırmaktadır. Tüm dünyada sadece rektal muayene bulgusu şüpheli olanalarda bile prostat biyosisi gerekli görülmektedir.
Rektal yolla prostat ultrasonografisi (TRUS) ile prostatın anatomik özellikleri ayrıntılı olarak ortaya konabilmektedir. Prostat büüyüklüğü saptanabilmektedir. TRUS un en önemli lullanımı prostat biyopsisi sırasında olmaktadır. Öte yandan TRUS da saptanan soğuk sahalardan ek biyopsi alınması da önerilmektedir.
Prostat spesifik antijen (PSA) ise prostat kanseri taramasında en önemli parametridir. PSA, prostat hücrelerinden salgılanan ve meninin akışkanlığını sağlayan bir maddedir. Belirli bir oranda seruma da karışmaktadır. Hastadan alınan serum örneğinde yüksek bulunması biyopsi ihtiyacını doğurmaktadır. Öte yandan BPH, prostatitler ve üretral (idrar borusu) girişimler de PSA da yüksekliğe yol açabilir. Son yıllarda PSA nın bir alt grubu olan serbest PSA nın da ölçülmesi tavsiye edilmektedir. Serbets PSA nın total PSA ya oranı ne kadar düşükse o oranda kanser olasılığının arttığı bilinmektedir.
Bu aşamadan sonra PSA ve/veya parmakla rektal muayene bulgusu anormal olanlarda TRUS eşliğinde prostat biyopsisi gerekmektedir. Bu biyopsi işlemi hastaneye yatırılmadan kolayca yapılabilmektedir. Biyopsi sonucu negatif gelen hastaların takibi önerilirken, biyopsi sonucu prostat kanseri gelenlerde hastalığın evresini değerlendirmek için ileri tetkikler gerekli olabilir. Bunlar hekimin gerekli görmesi halinde akciğer grafisi, kemik sintigrafisi, batın tomografisi gibi hastalığın yayılıp yayılmadığını araştıran görüntüleme metodlarıdır.
Bu aşamadan sonra hastaya evresine göre uygun tedavi alternatifleri sunulmaktadır
Genç hastalarda lokal (yayılmamış) hastalıkta artık tüm dünyada cerrahi tedavi ilk seçenek olarak sunulmaktadır. Radikal prostatektomi adı verilen bu ameliyatla hastaya kesin tedavi şansı verilmektedir. Bu ameliyat BPH’daki ameliyatlardan tamamen farklı olup, prostatın tümünün meni keseleriyle birlikte çıkartılması ve idrar yolunun yeniden oluşturulması işlemidir. Tecrübeli merkezlerde son derece düşük komplikasyon oranlarına sahiptir.
Lokal hastalıkta diğer bir tedavi alternatifi de özellikle yaşlı, çeşitli ciddi dahili hastalıkları olan ya da lokal olarak çevre dokulara yayılmış hastalarda ön planda düşünülen radyoterapidir. Bunun da yan etkiler açısında teknik donanıma sahip deneyimli merkezlerde yapılması gereklidir.
İleri evre (yayılmış) hastalıkta ise tedavi hormonaldir. Prostat hücreleri testosteron hormonuna hassastır. Bu hormon, ilaçlarla (depo iğneler) ya da lokal anestezi altında basit bir cerrahi ile testislerin iç kısmı alınarak ortadan kaldırıldığında hastalıkta gerileme olmaktadır. Her iki durumda da genelde ilave bir tablet ilaç da kullanılmaktadır. Bu tedaviye rağmen hastalık ilerler ve hormon bağımsız hale gelirse çeşitli kemoterapatik ajanların kullanımı söz konusu olmaktadır.
|